21 Ekim 2026, Çarşamba
Popüler Bilim & Merak Edilenler

ABD, Tayvan konusunda Çin’in dolaylı uygulayıcısı mı olacak?

Yazar: • Yayın: 4 Eylül 2026, 09:26 • 6 dk okuma
Yayın: Güncelleme:

ABD’nin Çin’in dolaylı olarak Tayvan üzerinde uyguladığı baskıyı artırma potansiyeli

Mayıs ayında ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping arasındaki Beijing zirvesinde, her iki hükümet de toplantıyla ilgili çarpıcı derecede farklı kamuoyu açıklamaları yaptı.

Beijing’in resmi değerlendirmesi
Tayvan’ı “ilişkideki en önemli konu” olarak nitelendirdi ve Washington’a “ekstra dikkatli” olması konusunda uyardı.

Beyaz Saray’ın açıklaması
Ticaret, İran ve Hormuz Boğazı konularına odaklandı ve Tayvan konusuna değinmedi.

Bu farklılıklar gizli bir anlaşmanın kanıtı olmasa da, beklenen sonraki toplantının neden incelenmesi gerektiğini gösteriyor.

Trump, 24 Eylül’de Xi’yi Washington’a davet etti
Ancak Beijing henüz tarihi teyit etmedi.

Eğer zirve gerçekleşirse, Tayvan sadece gündemde olup olmayacağına değil, daha derin risklere de dikkat etmeli. Beijing, Washington’un istikrar arzusunu kullanarak, doğrudan Taipei üzerinde uygulayamayacağı kısıtlamaları sağlamaya çalışabilir.

Mayıstan beri pek çok şey değişti.
İran ile yaşanan savaş ve Hormuz Boğazı üzerindeki baskılar, yaptırımlar, tarifeler, yapay zeka ve yarı iletken kontroller örtüşüyor. Washington, birden fazla krizin aynı anda zirveye ulaşmasını önlemek istiyor; Beijing ise ekonomik ve teknolojik baskılardan rahatlamak istiyor.

Her iki taraf da temel anlaşmazlıklarını çözmek zorunda değil, sadece bunların aynı anda akut hale gelmesini engellemesi gerekiyor.

Beijing’in doğrudan baskısı, Tayvan’da siyasi formülünü daha cazip hale getiremedi. Askeri tehditler, diplomatik izolasyon ve siyasi uyarılar yerine, güvensizliği artırdı.
Son resmi anketlere göre hala “tek ülke, iki sistem” ve Çin Komünist Partisi yönetimi altında birleşmeye karşı büyük bir muhalefet var.

Beijing’in başka bir yolu daha var. Tayvan, ABD güvenlik desteğine büyük ölçüde bağımlı olduğundan, Washington’un Taipei üzerinde Beijing’in sahip olmadığı bir etkisi bulunuyor. Tayvan liderleri, Çin’den gelen talepleri reddedebilirler. Ancak belirli bir girişimin Tayvan Boğazı’nı istikrarsızlaştırabileceği veya ABD stratejisini başka yerlerde karmaşık hale getirebileceği konusunda bir uyarıyı geçmek daha zordur.

Beijing açısından, Taipei ile siyasi hedeflere ulaşmanın en kısa yolu Washington olabilir. Beijing, belirli Tayvan eylemlerinin her iki tarafın da istediği istikrarı tehdit edebileceğini belirterek Washington’a durumu aktarabilir.

Eğer ABD yetkilileri tırmanma endişesi taşırlarsa, Taipei’ye daha dikkatli olması konusunda baskı yapabilirler. Çin’in doğrudan zorlayamadığı şeyleri, Amerikan kriz yönetimi yoluyla elde etmeye çalışabileceği bir durum ortaya çıkabilir.

2003 Aralık ayında, Çin Başbakanı Wen Jiabao’nun Washington ziyareti sırasında, Başkan George W.
Bush, kamuoyuna karşı o dönemki Başkan Chen Shui-bian’ın önerdiği referandumu eleştirdi.

ABD, Çin’in zorlamasına karşı çıktı, ancak bu olay, Amerikan baskısının da Taipei üzerinde kısıtlayıcı bir etkiye sahip olabileceğini gösterdi. Beijing, kalıcı bir ders çıkarmış olabilir: ABD’nin etkisi, bazen Çin tehditlerinin başaramayacağı şeyleri başarabilir.

Trump’ın işlemsel diplomasisi, bu dersi yeniden güncel hale getirdi. Yönetimi, İran, ticaret, teknoloji ve Tayvan arasında denge kurarken, Beijing ise bazı konularda işbirliği veya kısıtlama karşılığında başka konularda ilerleme sağlayabilir.

Herhangi bir resmi anlaşmaya veya pazarlığa gerek yok. Tarafların teşvikleri sadece örtüşmeli, böylece en önemli uzlaşma gizli kalır. Böylece Tayvan, kamuoyuyla açık bir çatışma olmadan daha sessiz bir gündeme dahil edilebilirken, daha geniş kapsamlı ABD-Çin müzakereleri devam eder.

Sessizlik her zaman kötüye yorumlanamaz. Washington, Tayvan’a neden belirli silah satışlarına izin vermediği veya Tayvan’ın siyasi geleciyle ilgili bir söz hakkı olduğunu reddettiği için resmi olarak bir gündeme dahil etmeyebilir. Daha az kamuoyu açıklaması veya askeri sinyaller de, aynı zamanda altta yatan taahhütleri zayıflatmadan yanlış hesaplamaları azaltabilir.

Sorun, sessizliğin neyle eşlik ettiği. Silah satış onaylarının veya duyuruların sürekli olarak ertelendiği, üst düzey temasların azaldığı veya güvenlik işbirliğinin yavaşladığı ve aynı zamanda Beijing’in askeri baskıyı azalttığı veya Washington’a İran, ticaret veya diğer konularda yardımcı olduğu bir örüntüyü arayın.

Her gelişmenin sıradan bir açıklaması olabilir. Ancak sürekli zamanlama, karşılıklılık ve farklı konularla bağlantı kurulması, bu durumun göz ardı edilmesi zorlaşır.

Tayvan, her Trump-Xi zirvesinde Tayvan’ın gündemde olup olmadığına dikkat etmemeli. Beijing, Tayvan’ı iç bir Çin meselesi olarak görüyor ve dış müdahaleyi reddediyor. Ancak büyük güçler arasındaki ABD-Çin müzakerelerinde, Washington’un Taipei üzerindeki etkisini taktiksel bir avantaj olarak kullanabileceğini fark etti. Tayvan konusunu resmi bir gündem maddesi haline getirmek, bu mekanizmayı pekiştirebilir.

Tayvan tartışılmayabilir, ancak yokluğunda kararlaştırılmamalıdır.

Pratikte, bu, büyük ABD-Çin zirveleri öncesinde ve sonrasında Washington ile yakın istişareler yapmayı, savunma ve toplumsal dayanıklılığa sürekli yatırım yapmayı ve Japonya, Avrupa, Avustralya ve diğer demokratik ortaklarla daha derin bağlar kurmayı gerektirir. Tayvan ayrıca, caydırıcılık ve sorumlu risk azaltmanın tamamlayıcı hedefler olduğu yönündeki görüşü de savunmalıdır.

ABD-Çin diyaloğu savaş riskini azaltabilir ve Tayvan’ın kendi adına diplomatiye karşı çıkmak gibi bir çıkarı yoktur. Sorun, “istikrar” kavramının, Washington ve Beijing’in daha kolay yönetebileceği bir şekilde Tayvan’ın hareket alanını daraltmayı ifade etmesi durumunda ortaya çıkar.

Beijing için bu, cazip bir sonuç olur: Tayvan aynı anda Çin baskısıyla ve Amerikan dikkatleriyle kısıtlanır. Washington, kendi rolünün Tayvan’ın başlıca güvenlik ortağı olarak, Beijing’in tercihlerini uygulamak için dolaylı bir araç haline gelmesini engellemelidir.

Beklenen sonraki Trump-Xi zirvesine yaklaştıkça, ana soru şu: İstikrarı kim tanımlayacak ve bunun bedelini kim ödeyecek? Tayvan, büyük güçler arasındaki riski azaltmaya yönelik ciddi çabalara sıcak bakmalıdır. Ancak aynı zamanda, yönetilmesi zor bir durumun parçası haline gelmemelidir.

Chih-Cheng Meng, uluslararası siyasi ekonomi, ABD-Çin-Tayvan ilişkileri ve kamu politikası konularında uzmanlaşmış Tayvan merkezli bir siyaset bilimcidir. University of Texas at Austin’den doktora derecesi almıştır ve Ulusal Cheng Kung Üniversitesi’nde doçent olarak görev yapmıştır.

Kaynak: Asiatimes ↗
💬 Topluluk Masası & Tartışma

Bu gelişme hakkında düşüncelerinizi, donanım deneyimlerinizi veya sorularınızı Topluluk Forumumuzda paylaşın.

Foruma Katıl & Yanıtla ➔
User Avatar

Ne Bilim Popüler Bilim Kurulu

Ne Bilim Popüler Bilim Kurulu uzman editoryal kadrosu ve araştırma ekibi tarafından derlenmiştir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir